Burdasınız: Ana Sayfa » İslam Dünyası » İSLAMOFOBİ ENDÜSTRİSİ

BU sözlerle masumiyetini ifade ediyordu bir bakıma Rizvan Khan filmde. Çünkü “Her şeyin değiştiği gün” tabiriyle bilinen 11 Eylül saldırısından sonra Müslümanlara yönelik sitemli, hızlı ve bir o kadar da etkili bir karalama ve ötekileştirme kampanyası başlamıştı/başlatılmıştı. Rizvan da kendinden hareketle Müslümanları aklamak için hayatının mücadelesini veriyordu…

Washingon’lu yazar Nathan Lean’ın kitabında yukarıdaki film repliğine benzer bir ifade var: “Klasik Amerikan hukuk özdeyişinin tam tersi olarak İslam ve Müslümanlar masum oldukları ispat edilene kadar suçlu hâle gelmişlerdir.”

Kitaplık bölümümüzde bu ay “İslamofobi Endüstrisi” adlı kitabı tanıtıyoruz. Kitabın yazılış amacını yazar Lean şu cümlelerle ifade ediyor: “Bu, benim başkalarının acılarından menfaat temin eden küçük bir madrabazlar çetesine dikkatleri çekerek İslam’ın ve Müslümanların adaletsiz ve dengesiz bir şekilde temsil edilmesini düzeltmek için bir girişimdir.” İslamofo-bi Endüstrisi; özellikle 11 Eylül saldırısından sonra küresel çapta bir korku objesi hâline getirilmek istenen İslamiyet ve Müslümanlığın, kirletilmeye ve karalanmaya çalışılmasına karşı bir duruş olarak kaleme alınan bir eserdir. Kitap, geride bıraktığımız yıl Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları aracılığıyla okurlarıyla buluşturuldu.Kitabımız, Sunuş, Teşekkür, Ön Söz ve Giriş yazılarından sonra gelen yedi makale olmak üzere toplam on bir bölümden meydana geliyor. Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Prof. Dr. Mehmet Görmez, sunuş yazısında 11 Eylül sonrası yaygınlaştırılmaya çalışılan İslamofobi’nin üç farklı yüzünü İslam Kaygısı, İslam Karşıtlığı ve İslam Korkusu başlıkları altında adlandırıyor ve inceliyor. Görmez; son yıllarda İslam top-lumlarında meydana gelen şiddet hadiselerinin İslam’dan kaynaklanmadığını, bu hadiselere saptırılmış yaralı bilinçlerin yetiştirildiğini de bu yazısında vurguluyor.

Ön Söz ise kitabın editörlüğünü de yapan İslam Teolojisi profesörü, Amerikalı yazar John Esposito tarafından kaleme alınıyor. İslamofobi’nin kimler tarafından üretildiğini, bu hareketin neyi hedeflediğini ve başta Amerika olmak üzere tüm dünyada tırmandırılan İslam korkusunun kimlere hizmet ettiğini açıkça ifade eden Esposito; böyle bir kitaba neden ihtiyaç duyulduğu sorularının da cevabını veriyor.

2010 yılının ramazan ayında dünyanın belki de en bilindik mekânlarından biri olan Manhattan’da bir taksi şoförünün sırf Müslüman olduğu için müşterisi tarafından hunharca bıçaklanmasının anlatımıyla başlayan giriş bölümü 11 Eylül saldırısı sonrasında Müslümanlara duyulan/duydurulan nefretin nelere yol açtığını konu ediniyor. “Suçlu olduğu ispat edilene kadar her insan suçsuzdur!” şeklinde klasikleşen masumiyet karinesinin İslamofobi ile kökten değişikliğe uğradığının ve Müslümanların hedef tahtası hâline getirildiğinin işlendiği bu bölümde dikkat çekici pek çok istatistiğe de yer veriliyor. İstatistiklerden birindeki şu ifade oldukça manidar: “11 Eylülden sonra kitabın yazıldığı yıla kadar Amerika’da Müslümanlara karşı işlenen suçlar, 11 Eylül öncesine oranla yüzde 1600 artış göstermiştir.” Bunun gibi pek çok istatistiğin
ve örneğin yer aldığı giriş bölümünde yazarımız Nathan Lean, İslamofobi’nin özünde ne olduğunu net bir şekilde dile getirerek aslında Batı dünyasında hâkim olan düşüncenin aksine esas mağduriyeti Müslümanların yaşadığını okuyucularına anlatıyor.

Kitabın asıl içeriğini oluşturan yedi makale ise sırasıyla şu başlıkları taşıyor. “İçimizdeki Canavarlar: Amerika’da Korku Tohumu Ekmenin Tarihçesi”, “Dalavere Ağı: İnternette Nefreti Yaymak”, “Medyanın Savunmasız Bırakma Suçu: Müslüman Karşıtı Çılgınlığı Yayınlamak”, “Haçlarımızı Yüklenmiş Geliyoruz: Hristiyan Sağ’ın Ahir Zaman Savaşı”, “Politika ve Peygamberliğe Dair: İsrail Yanlısı Sağın İttifakı”, “Washington ve Ötesi: Bir Hükümet Politikası Olarak İslamofobi”, “Atlantik’in Öte Yakası: Nefretin Avrupa’daki Ölümcül Etkileri”. Başlıklardan da anlaşılacağı üzere bu bölümlerde İslamofobi çeşitli açılardan ele alınıyor. Propaganda araçları, bu araçların hangi eller tarafından hangi amaçlara hizmet ettiği çeşitli örneklerle dile getiriliyor.

“İslamofobi endüstrisi korkunun toplum üzerindeki yıkıcı etkilerini bilen ve bu korkuyu hem üretmek hem de kötüye kullanmak isteyen, büyümekte olan bir girişimdir.” Kitabın sonuç bölümünde bu ifadeyi tekrar vurgulayan yazarımız bu endüstriye karşı nasıl galip geleceğimizin de yollarını açıklıyor.

İşlediği konular bakımından sadece ülkemizi değil özelde tüm İslâm âlemini genelde ise küresel çapta dünyanın tüm topluluklarını ilgilendiren “İslamofobi Endüstrisi”, dünyaya huzuru ve adaleti tesis etmek için gönderilen barış dini İslam’ın son zamanlarda maruz kaldığı sistemli saldırıları ve ötekileştirme çabalarını ispatlarıyla ortaya koyan ve bu menfi kampanyalara karşı nasıl bir tutum sergilenmesi gerektiği mesajını içeren bir kitap olarak karşımıza çıkıyor.

Bir önceki yazımız olan İslam Dünyasından Toplu Hareket Sinyali başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Yorum Yok


© 2016 DİYANET VE MÜFTÜLÜK HABERLER · Subscribe: PostsSponsor:Yüce İlaçlama Comments