Burdasınız: Ana Sayfa » İslam Dünyası » İslam Medeniyet Coğrafyası

MEDENİYET en genel şekilde insanlığın maddi manevi tüm kazanımlarının toplamı olarak tarif edilmektedir. Medeniyetin şehirli olma ve şehirleşme ile irtibatlı olduğu, çöl ve orman gibi insan yerleşiminden uzak yerlerin bu ifadenin kapsamına girmediği söylenmektedir. İslam, o günkü medeniyet merkezlerinden uzak bir coğrafya olan Hicaz’da doğmuştur. Bölgede göçebe kabileler hâlinde yaşayan toplumlar,ticaret vesilesiyle bazı medeniyet merkezlerini görmüş olsalar da medeniyetin maddi unsurları bu bölgede gelişmemiştir.

 

Tevhit inancı ve üstün ahlak anlayışı, İslam kültür ve medeniyetinin dünyada çok hızlı bir şekilde yayılmasının esas sebebi olarak görülmektedir. İslam medeniyetinin manevi unsurları, Hz. Peygamber döneminde toplumda kısa zamanda yerleşmiş, Medine’de medeni bir toplum yetişmiştir. Yetişen çekirdek toplumun üyeleri, fethedilen coğrafyada İslam kültür ve medeniyetinin yerleşmesini sağlamışlardır.

Hicretten itibaren bir asır içerisinde Orta Asya’dan İspanya’ya kadar uzanan geniş coğrafya İslam dünyası hâline getirilmiştir. Bu genişlemenin bir sonucu olarak dili, dini, kültür ve tarihi birbirinden çok farklı insanlar, İslam devletinin vatandaşı olmuşlardır. Mısır, Suriye, Irak ve Mezopotamya’da bulunan ve dünyanın en önemli kültür ve
medeniyet merkezleri olan İskenderiye, Edessa (Urfa), Nisibis (Nusaybin), Kinnesrin, Antakya, Cundişapur ve Harran İslam devletinin sınırları içerisinde kalmıştır. İslam medeniyetinin zirveye ulaştığı h. III. asra gelindiğinde,İslam coğrafyası da tarihî olarak sahip olduğu sınırlara ulaşmıştı. Dolayısıyla İslam medeniyetinin hâkim medeniyet olarak yaşadığı coğrafya, iki asırlık bir dönemde oluşmuş ve bu dönemden itibaren dünya medeniyetine katkı sunmaya başlamıştır.

İslam medeniyetinin coğrafyasına fütuhatı da dikkate alarak bakıldığında belli havzalar öne çıkmaktadır. Bunlar Arap Yarımadası, Irak, Suriye, Kuzey Afrika, İspanya, Orta Asya, Anadolu ve Hint Yarımadası gibi havzalardır. Arap Yarımadasında İslam medeniyeti İslam’ın geldiği çağda Arap Yarımadasındaki Mekke, Yesrip ve Taif şehirleri, Şam, İskenderiye, İstanbul, Roma veya Medain gibi zamanın gelişmiş şehirleri gibi olmaktan oldukça uzaktı. Arap Yarımadası, baştan itibaren İslam medeniyetiyle birlikte gelişmiştir.Hz. Peygamber’in hicretinden sonra Medinetü’r-Rasül ya da Medine adı verilen Yesrip şehri, Hz. Ali’nin Kûfe’yi başkent yapmasına kadar İslam devletinin başkenti olmuştur. Hz. Peygamber’in mescidi, Arap kabileleri ve Yahudiler arasında sağladığı anlaşma ve serbest ticaret alanı olarak kurduğu Medine çarşısı, İslam şehirciliğine model olmuştur. İslam ilimlerinin kaynağı sahabe olduğundan şehir, ilim hayatının merkezi, mescidin misyonu ve Ashab-ı Suffe’nin ders halkaları da İslam dünyasına örnek olmuştur.

Dünyanın en eski yerleşim birimi olan Mekke, Kâbe ve İslam ilimlerinin gelişmesinde oynadığı rol sebebiyle İslam medeniyet açısından en önemli merkezdir. Burada yaptırılan eserler, İslam dünyasına örnek olmuştur. Tefsir ilmi Mekke’de Abdullah b. Abbas tarafından kurumsallaştırılırken pek çok Mekkeli âlim de İslami ilimlerin tedvinine katkı yapmıştır.

Aşağı Mezopotamya ve Irak’ta İslam medeniyeti Aşağı Mezopotamya ve Irak havzası, Müslümanların oldukça erken dönemde ulaştıkları bölgelerdendir. Sasanilerin ulaştıkları seviyesi, burada onlardan devralınmıştır. Özellikle sanat, dil ve edebiyat alanlarında bu medeniyetten etkilenildiği bilinmektedir. Müslümanlar Hint medeniyetine ait bazı eserlerlede bu bölgede karşılaşmışlar ve onları kendi hasılalarına katmışlardır.

Askerî garnizon olarak kurulan ve 20-30 yıl gibi kısa zamanda 200 bin civarında nüfusa ulaşan Basra ve Kûfe şehirleri, Bağdat kuruluncaya kadar bölgenin İslam medeniyeti açısından en önemli şehirleridir. Her ikisi de kültürel faaliyetlerin merkezi olmuştur. Şii siyasi düşüncesinin her yapı taşında adı ve izi bulunan Kûfe’nin Şiilik merkezi olma vasfı öne çıkarken, Basra Sünni karakteriyle dikkat çekmiştir. Tefsir, hadis, Arap dili, tarih, İslam hukuku ve kıraat ilimlerinde birçok âlimin yetiştiği şehirlerde, ilmî ekoller ve altın zincirler teşekkül etmiştir. Arapça gramerine dair ilk eserler buralarda yazılmış, Hanefi, Eşari ve Mutezile mezhepleri bu topraklarda doğmuştur.

Bağdat, hem İslam kültürünün hem de dünya kültür tarihininde en parlak şehrindendir. İslam şehircilik anlayışını ve İslam medeniyetinin seviyesini gösterir.Şehir en parlak dönemi olan Memun döneminde, 1,5 – 2 milyon civarındaki nüfusuyla dünyanın en büyük şehri olmuştur. İslam dünyasındaki ilk ilimler akademisi olan Beytü’l-Hikme sayesinde tercümelerin evi ve kültür şehri olan Bağdat, Hanefi ve Hanbeli mezheplerinin de merkezidir.İlk resmî medrese olarak Bağdat’ta kurulan Nizamiye Medresesi, sistem ve mimari olarak İslam dünyasındaki medreselere örnek olduğu gibi Batı’daki kolejlere de modellik yapmıştır. İslam âleminin ilk rasathanesi olan Şemmasiye Rasathanesi ve hastaneler de şehrin örnek ve önemli kurumlarıdır. VIII. yüzyılın sonlarında ilk kâğıt fabrikası da Bağdat’ta kurulmuştur.

Bir önceki yazımız olan İslam Dünyasından Toplu Hareket Sinyali başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Yorum Yok


© 2016 DİYANET VE MÜFTÜLÜK HABERLER · Subscribe: PostsSponsor:Yüce İlaçlama Comments